Baş Ağrıları
Sarılık
Çocuğunuzun aşırı kiloları
Selülite
Diş beyazlatma
Grip
Strese bağlı mide problemleri
Kalp krizi

 

BAŞ AĞRILARI

Her beş çocuktan biri, düzensiz aralıklarla baş ağrısı çeker. Baş ağrıları, tek bir hastalık olarak ya da başka bir hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkabilir. Baş ağrılarının sebepleri çok çeşitlidir. Bir çok enfeksiyon hastalıklarında örneğin göz, diş, boyun, burun ya da kulak gibi baş ağrıları görülür.

Baş ağrılarının diğer sebepleri ise, boyun omurgasındaki hasarlar, kafadaki iltihaplanmalar ya da tümörler, yüksek tansiyon, beyin sıvısının akışkanlık sorunu ve de ruhsal sorunlardır. Baş ağrısının özel bir türü ise, migrendir. Dikkatli bir gözlemle baş ağrısının nedeni ve onu arttıran faktörler bulunabilir.

Çocuk doktoruna teşhisi kolaylaştırmak için, baş ağrılarının başlama şartlarını gözlemlemek gerekir, yani : Ağrılar ani ve şiddetli mi, yoksa hafif başlayıp şiddetleniyor mu? Ağrı tek mi çift taraflı mıdır? Günün belli saatlerinde mi yoksa belirli hava şartlarında mı baş ağrıyor? Belli yemeklerden sonra baş ağrıyor mu? Çocuğun baş ağrısından başka şikayetleri ya da ateşi var mıdır? Baş ağrısı ne kadar sürüyor? Çocuk baş ağrısından kısa bir süre önce başını bir yere vurdu mu? Baş ağrıları; kusma, boyun tutukluğu, 38 dereceden yüksek ateş ile birlikte ortaya çıkarsa, çocuk derhal doktora götürülmelidir.

Sebebi anlaşılamayan baş ağrılarından çoğu kez karartılmış bir odada istirahat ya da temiz havada bir yürüyüş iyi gelecektir.



SARILIK

Yeni doğan döneminde görülen sarılık ya fizyolojiktir veya kan uyuşmazlığına bağlıdır, kırmız kan hücrelerinin yıkımına bağlı olarak deride sarılık oluşur, yüksek değerlere varır ise, ışık tedavisi veya kan değişimi yapılarak bebeğe zarar verilmesi önlenir, mikrobik değildir, bulaşmaz.Çocukluk çağında görülen sarılıkların etkeni hepatit virüsleridir, hepatitler, A, B, C, D, E, F, G... şeklinde isimlendirilirler.

Hepatit A (enfeksiyon hepatit) daha çok dışkı, idrar, sular, tuvaletlerden bulaşır. Kuluçka dönemi kısadır, gribe benzer halsizlik, bulantı, hafifi ateş, gibi belirtilerle başlar, genellikle selim seyreder, sık görülür. Aşı ile koruma önerilir.

Hepatit B kan, kan virüsleri, yakın temas ile geçer, klinik belirtileri A hepatit gibidir. Yalnız kronikleşme ve taşıyıcı olma oranı yüksektir. Ülkemizde taşıyıcılık % 4 – 10 arasında değişmektedir. Karaciğer kanserine yol açtığından, tehlikelidir ve aşı ile korunulması mümkün olan bir hastalıktır.

Diğer hepatitler için henüz aşı yoktur ve onlar A ve B’ ye oranla daha az görülmektedir.Annesi hepatit B taşıyıcısı olan yeni doğana bulaşmayı önlemek için doğumdan hemen sonra hepatit B aşısı ve hiperimmum globilini yapılmalıdır. Bütün gebelerin hepatit B için taranması önerilmektedir.


Çocuğunuzu Aşırı Kilolardan Koruyun!..
Çağımızın en önemli hastalıklarından obezite maalesef artık çocukları da tehdit ediyor. Obezitenin en korkutucu yanı ileri yaşta diyabete neden olması, kalp-damar hastalıkları riskini arttırması.

Bunu engellemek elbette mümkün..
Aşırı şişmanlık olarak tanımlanan obezite, artık çocuklarda salgına dönüşmekte. Bu artışın en önemli nedeni ise çocukların meyve suları, gazlı içecekler ve fast food tarzıyla hatalı beslenmeleri. Ayrıca teknolojinin gelişmesiyle birlikte çocukların hareketsiz bir yaşam sürmeleri de bir başka önemli faktörü oluşturuyor.

Nasıl korunmalı?
Obezitenin temelleri aslında bebeklik döneminde atılıyor. Çocukları obeziteden korumak için bu dönemde anne sütüyle besleme gerekiyor. Çünkü mamayla beslendiğinde bebeğin ne kadar yiyeceğine anne karar verirken, bunun aksine emzirmede bebek makul bir kilo alacak kadar emiyor.Öte yandan çocukluk çağında çocuğun okulda nasıl beslendiği takip edilmeli. TV ve bilgisayar bağımlılığı çocukları hareketsiz bir yaşama sürüklüyor. Çocuğun günde 2 saatden fazla TV izlemesini ve bilgisayar başında zaman geçirmesini önlemekte büyük yarar var.

- Çocuğunuza örnek olmak için dengeli ve sağlıklı beslenin.
- Hamburger, makarna, patates, pirinç, kek ve çikolata gibi fazla kalori içeren besinleri kısıtlayın.
- Meyve suyu ya da gazlı içecekler yerine onları su içmeye teşvik edin.
- Sebze, meyve, balık ve zeytinyağı ağırlıklı öğünlere önem verin.
- TV karşısında ya da ayakta atıştırma tarzında beslenmeye engel olun.

SELÜLİT...
Bir fincan kahve bağımlılık yapıyor

Amerikalı bilimadamları, sabahları içilen bir fincan kahvedeki kafeinin dahi bağımlılık yaptığını ortaya çıkardı. Baltimore'daki Johns Hopkins Üniversitesi'ndeki araştırmacılar, düzenli olarak günde bir fincan kahve tüketmenin bile kafein bağımlılığına neden olabileceğini açıkladı olduğunu, ucuz ve ulaşılabilir olduğu için kullanımının kolayca sürdürülebildiğini söyledi. Griffiths, son araştırmanın, her zamanki miktarda kafein almayan insanlarda, baş ağrısı, bitkinlik ve konsantrasyon güçlüğü gibi olumsuz belirtiler görüldüğünü ortaya koyduğunu belirtti.Araştırma sonuçlarına göre, günlük “dozlarını” almayan kişilerin yüzde 50'sinde baş ağrısı görülürken, yüzde 13'ünün iş verimlerini düşürecek şikayetler meydana geliyor.
Uzmanlar, kafein bağımlılığının sona erdirilmesi için, kafein içeren ürünlerin tüketiminin yavaş yavaş azaltılarak, onların yerine kafeinsiz benzerlerinin tüketilmesini öneriyor

SELÜLİTE ELVEDA DEYİN!..

Kusursuz bir güzellik her kadının hayali. Fakat dengesiz beslenme ve hareketsizlik sonucu oluşan selülitler, maalesef bunun gerçekleşmesini önlüyor. Oysa düzenli bir hayat ve tedavi yöntemleri sayesinde güzel bir vücuda kavuşmak artık hayal olmaktan çıkıyor.
İster zayıf olsun ister şişman, kadınların yüzde 90'ının en büyük problemlerinden biridir selülit. Selülit; genellikle bacakların üst, diz ve bileklerin iç, kaba et ve baldırların arka kısmında görülen, hormonal ve dolaşım bozukluğundan kaynaklanan bir rahatsızlıktır. Uzmanlar, sağlıksız yaşam koşullarının, dengesiz beslenmenin, fazla alkol, sigara tüketiminin ve hareketsizliğin vücudun yağ hücrelerinde toksin birikmesine, bunun da selülite yol açtığını söylüyor. Toksinleri vücuttan dışarı atabilmek için diyet ve hafif egzersizlerin yanı sıra, anti selülit ürünleriyle vücut masajı da yaptırmak gerekiyor. Selülit, vücutta fazla yağ birikimi sonucu oluşan bir hastalık. Bu durumda, vücuda alınan yağ miktarı azaltılmadığı sürece, selülitin de kolay kolay yok olmayacağı bir gerçek. Tedavinin mutlaka düşük kalorili, su açısından zengin, tuz açısından zayıf olan bir diyetle desteklenmesi gerekiyor. Ayrıca diyet sırasında ve sonrasında bol miktarda da su içilmeli. Toksinlerin vücuttan atılabilmesi için, günde 1.5 litreden fazla su ya da şekersiz sıvı tüketmek şart.

Selülitten kurtulmanın yolları
Kişiye özel hazırlanmış sağlıklı, vücudun belirli bölgelerini incelten bir aerobik programı, selülitlere elveda demenin en ideal yolu. Aerobik düzenli bir şekilde uygulandığı takdirde vücudu genel olarak şekillendiriyor. Başlangıç safhasında vücudun üst kısmından kilo veriliyor. Kalçalardaki yağlardan kurtulabilmek için de diyet ve aerobik yapmaya devam etmek gerekiyor. Bunun dışında dikkat etmeniz gereken başka noktalar da var:

Doğru beslenme alışkanlığı
Sofradaki kötü alışkanlıklardan vazgeçin. İşe yağ, tuz ve şekerden uzak durarak başlayabilirsiniz.

Damar yetmezliği
Bir başka deyişle 'dolaşım bozukluğu', kadınlarda çok görülür ve selülit semptomları olanlarda kaçınılmazdır. Bu nedenle çok sıkı giysilerden, çok sıcak banyodan ve uzun süre güneşte kalmaktan kaçınmak gerekir.

Strese karşı savaşın
Stresinizi sakinleştirici ilaçlarla azaltmak yerine, yoga gibi doğal yöntemleri tercih edin.

Selülit kremleri
Eğer başka bir önlem almıyorsanız, sadece antiselülit kremleri kullanmanız başarısızlıkla sonuçlanır.

Mezoterapi ile güzelleşin
Günümüzde selülit tedavisinde en sık kullanılan yöntem olan 'mezoterapi'; orta deriye ince uçlu iğnelerle ilaç enjekte ederek bölgeyi tedavi ediyor. Cilt Hastalıkları ve Mezoterapi Uzmanı Doç. Dr. Melisa Eczacıbaşı, selülit tedavisi ve bölgesel zayıflamada etkili olan yöntemin bacak, karın, kalça, diz çevresi, karın, mide, sırt veya kola uygulanabileceğini söylüyor. İlaç, o bölgedeki yağ bloklarını yıkıp kan dolaşımını artırmasına neden olduğundan, seanslara düzenli bir şekilde devam edildiğinde bölgedeki selülitler yok olup 15 - 20 cm arasında zayıflama meydana geliyor. Mezoterapi ile zayıflamanın en büyük avantajlarından biri, bölgede incelme sağlanırken sarkma sorununun olmaması. Tam tersine bölgede toparlama görülüyor. 10 - 15 dakikalık tedavi, ortalama 8 - 10 seans sürüyor. Tedaviden sonra kişinin günlük hayatını etkileyecek herhangi bir durum olmuyor, ama bazen yapılan iğne yerinde küçük birkaç morarma noktası görülebiliyor. Mezoterapi; yüksek tansiyon, deride açık yaralar, kasık fıtıkları, varis oluşumu gibi durumlarda, ayrıca kanserli hastalara, hamilelere, ilaç tedavisi altında olanlara ve diyabetiklere uygulanmamalı.

Selülit tedavisinde diğer öneriler
Çiğ ya da pişmiş taze sebzeleri, özellikle ananas ve greyfurtu bol tüketin.
Unlu, şekerli, baharatlı, salçalı yiyeceklerden, kola, kafein, alkol ve sigaradan kaçının.

Hayvansal proteinlerce zengin diyet uygulayın. Böylece dokular çok gevşemeden incelme sağlanır.

Selülit düşmanı besinler:
Çilek: Dokuları sıkılaştırıcı silisik asit ve vitaminler içerir.
Keten tohumu: İçinde yağ asitlerini birbirine bağlayan safra maddeleri bulunur.
Ananas: Metabolizmayı hızlandıran enzimlere sahiptir.
Karides: Protein açısından çok zengindir ve kasları güçlendirir.
Yulaf ezmesi: Kalojen yapımı için gereken bakır ihtiva eder.
Kivi: Bağ dokularında kalsiyum depolanmasını engeller.
Lahana: C vitamini açısından zengindir, kan dolaşımını hızlandırarak, vücudun boşaltımını kuvvetlendirir.

Yenmemesi gerekenler:
Sosis: İçerdiği hayvansal yağ nedeniyle bağdokusunun gevşemesine neden olur.
Çikolata: Yağ ve şekerden oluştuğu için fazla kilo aldırır.
Alkol: Yüksek oranda alınan alkol, karaciğere ve karaciğerin süzücü işlevine zarar verir.
Kahve: Damarları daraltır.
Sakatatlar: İçerdikleri zararlı maddelerle bağdokusunu olumsuz etkilerler.
Tuzlu fıstık: Tıpkı diğer çok tuzlu besinler gibi vücutta su tutulumuna neden olur.
Sucuk: Bol miktarda tuz ve yağ içerir.

     1999-2007 Tüm Hakları Saklıdır   1024X768 Çözünürlük İçin Uygundur